Tek Gözün Güneş Senin

YAŞAR KEMAL’İ ANARKEN…

Çukurova’nın çeltik tarlalarından Almanya’nın en prestijli ödülüne uzanan bir öykü, bir macera, bir ağıttı Yaşar Kemal.

Ruhu şad olsun. Ölümünün 5.yılında saygı, sevgi ve şükranla anıyoruz. O sadece Türk romanının değil dünya romanın da dev çınarlarından biriydi.

63 yıl boyunca aşkla Anadolu’yu yazdı; kendi içimizi ve yöremizi bilmeden evrenselliğe ulaşamayız dedi. Yazarlık hayatı boyunca 40 kitaba sahip olan yazarımız, tüm eserlerinde bir kelimeyi asla kullanmadı, NEFRET.

Sait Faik onun için “Kürt’lerin en Türk’ü, Türk’lerin en kürdü.” demiştir. Dünya tarafından alkışlanırken ne acıdır ki siyasi sebeplerden kalemini engellemek için hapis hayatına mahkûm edildi.

Yaşar Kemal bu durumunu şu sözleriyle “Bilseydim ki; bana bu kadar acı çektireceklerini bilseydim ve içim kabul etseydi yazar olmamayı ben yazar olmazdım, ben Çukurova’da traktör sürerdim” diye özetliyor.

Uluslararası edebiyat platformunda en çok ödül alan Türk denilince, akla gelen tek isim Yaşar Kemal’dir. Yurtdışında sevgiyle karşılanan ve itibar gören yazarımızdı. Fakat Türkiye’de ise durmadan yargılandı ve hapishanelere girdi. Yaşar Kemal’e hapishane hayatı nedir, içeride neler hissettiniz? diye sorduklarında Orhan Veli’ye yazdığı bir şiirle cevap verir.

Akşam olur mapushane kitlenir
Kimi kağıt oynar kimi bitlenir
Kiminin temyizden evrakı gelir
Düştüm bir ormana yol belli değil
Yatarım yatarım gün belli değil.
Mapushane içinde üç ağaç incir
Kolumda kelepçe boynumda zincir
Zincir sallandıkça her yanım sancır
Düştüm bir ormana yol belli değil
Yatarım yatarım gün belli değil.

O gelecek nesle büyük kıymetli bir miras bıraktı. Macerası ve hayali olamayan yaratamaz yani yazamaz diyordu. Yeri geldi düşünceleri yüzünden hapis yattı fakat asla pes etmedi.

“Halka kim zulmediyorsa, etmişse, halkı kim eziyor, ezmişse, onu kim sömürmüş, sömürüyorsa, feodalite mi, burjuvazi mi… Halkın mutluluğunun önüne kim geçiyorsa ben sanatımla ve bütün hayatımla onun karşısındayım. Ben etle kemik nasıl birbirinden ayrılmazsa, sanatımın halktan ayrılmamasını isterim. Bu çağda halktan kopmuş bir sanata inanmıyorum.” inancıyla adeta zulümle savaştı.

Yaşar Kemal’in bu durumuna üzülen yabancı dostları ona farklı tekliflerle gelir. Ülke sevgisini iliklerine kadar yaşayan yazarımız bu teklifleri katiyetle kabul etmez ve bu anısını bizimle şöyle paylaşır. “Bana soruyorlar sürekli bu devlet senden ne istiyor? Önüme gelen bunu soruyor. Hiçbir şey istemiyorlar ben istiyorum diyorum. Ben onlardan bir şey istiyorum. Türkiye’de demokrasi olmasını istiyorum. Gelir dağılımının bu kadar berbat olmamasını istiyorum. Doğu Anadolu savaşı, Kürt savaşı bu savaş bitmeli! Türkiye layık değildir böyle bir savaşa… Bu savaş devam ettikçe önce yöneticileri çürütür sonra halkları çürütür. Ben halkımın çürütülmesine razı değilim. Bu ülke bölünmemeli benim derdim bu. Bölünmekle hiçbir şey kazanmaz ne Türk halk ne Kürt halkı ne Çerkez halkı. 12 senedir yazdığım bir gazete vardı bana vatan haini yazdılar. En çok ağırıma giden de bu oldu.” diyor bir röportajında.

Eserleri 40 dile çevrilmiş, filmleri güçlükle aktarılmış. Türkan Şoray Yaşar Kemal’in kitaplarındaki karakterlerin ruh halini sahneye taşırken zorlandığını iddia ediyor. Zulfü Livaneli “ Yer demir gök bakır” filmini, Türkan Şoray “Yılanı öldürseler” filmini ve en sevilen romanı “İnce Mehmet”i Peter Ustinov beyaz perdeye yansıtmış.

1981 Nuri Çolakoğlu ile söyleşisinde romanlarını nasıl yazdığını batı ile bizim aramızda anlayış farkını dile şöyle getirmiş. “İnsanoğlunun ne kadar gerçek yaşamı varsa bir o kadar da bir düş yaşamı var bir mit yaşamı var. Biz bunun sınırını saptayamıyoruz gerçek yaşam ile gerçek düş gücü iç içe geçmiştir. Bütün bunları ben romanlarımda bunu çok iddiasız olarak vermeye çalışıyorum. Batıda bizim maceramızın anlaşılması çok zor. Batının uzak dünyalardan gelenlere karşı müthiş tavırları var bu yüzden bir Dostoyevski bir Tolstoy nasıl anlaşıldı müthiş şaşkınlık içindeyim. İnsanları ikinci üçüncü dünya şeklinde doğulu batılı şekilde ayrımlar yaptılar.”

Yazarlık yolunda Yaşar Kemal’i diva yapanlar, onun üzerinde tesiri olan yazarların başında Yunus Emre, Karacaoğlan, Anton Cehov, Gogol, Nazım Hikmet ve Sait Faik gelir.

Yazarlığı ile ilgili en samimi anılarını Zülfü Livaneli ile paylaşıyor bir söyleşisinde “Karacaoğlan’ı bilmeyene bizim köyümüzde kız vermezlerdi.  Köy köy gezip ağıtlar topluyordum. 1000 e yakın ağıt topladım. Komünist manifestosu zannettiler elimden aldılar ” diyor.

Pis Hikaye’den Beyaz Pantolon kitabına kadar Yaşar Kemal’i Yaşar Kemal yapan tek şey onun insanlığıydı. O çok iyi bir insan olmuştu. Hatasıyla günahıyla, zaafıyla gücüyle, hırsıyla tembelliğiyle kısacası Anadolu’nun hatta yer kürenin tüm kimliklerini taşıyan insan. Onu bugün bu hatıraları ile anarken aşkından bahsetmemek olmazdı. Tilda’sı…

Sevgili karısını toprağa verirken “Tildacığım, sevgilim. Sana teşekkür ederim. Yaşadığımız bu güzel hayat için sana teşekkür ederim sevgilim. Korkma, sakın korkma. Biz namuslu bir hayat sürdük.” diye kulağına fısıldadı.

Biz de sana haykırıyoruz. Bu ülke bizim. Eşitlik, demokrasi ve evrensel değerler için senin yolunda yürümeye devam edeceğiz.

Nagihan Sultan Coşkun