Ece’nin Okul Günü

Ece o gece rüyasında yine abisiyle oynadığını gördü. Küçükken abisiyle koşturup eğlenceli oyunlar oynardı. Büyüyünce ise o kadar sık oynayamıyorlardı. Saklambaç bitmeden telefonunun alarm sesiyle aniden uyandı. Ne güzel, duvara abisini sobeleyecekti. Ama iş işten geçti. Artık rüyaya geri dönemezdi. Yatağından kalktı. Okula gitmek için hazırlanmaya başladı. O köşeden bu köşeye koşturuyor, telaşından aradığı eşya önünde olsa bile fark etmiyordu. Mutfağa giderek annesinin hazırladığı kahvaltılıklardan biraz atıştırdı. Kolundaki saate baktı. Evden tam vaktinde çıkmıştı. Derin bir ‘’ooh’’ çekti.

Dışarıda hafif rüzgâr vardı. İki gün önce yağan karın tozları havada uçuşuyordu. Hava henüz yeni aydınlanmaya başlıyordu. Etrafta dünkü gibi okula giden çocukların sayısı çok görünmüyordu.  Ece “Acaba çok mu geç kaldım ya da çok mu erken evden çıktım?” diye düşündü. Okul yolu neden kalabalık değildi? Okulun yakınında olan yaya geçidine yaklaştığında yavaşlamadan, sağına soluna hızlıca baktı. Geç kalmış olabileceğini düşünerek koşmaya başladı. Bir anda ayağı kaydı ve kendini yaya geçidinin ortasında yüzüstü uzanır şekilde buldu. Bir aracın korna sesini duydu. Hemen toparlanıp ayağa kalktı. Üstünü silkeledi. Neyse ki üstü sadece kar olmuştu. Etrafına bakındı ama yaya geçidinin etrafında ne bir araba ne de başka bir araç göremedi. Sonra uzaktan gelen bir otobüs gördü. Duyduğu korna sesi muhtemelen o otobüse aitti.

 Kaldırıma geçince saçını düzeltmeye çalıştı ama sağ eli saçını düzeltmesine izin vermedi. Kolunda acayip bir ağrı hissi vardı. Okula gidince öğretmeninden izin isteyip kolunu biraz dinlendirecekti. Sonuçta daha önce de düşmüştü. ‘‘Biraz dinlendirdikten sonra elimin ağrısı geçer’’ diye düşündü ve yoluna devam etti. Okulun bahçesine girince kolunu biraz dinlendirebileceği bir yer aradı ama bulamadı. Bütün oturma yerleri doluydu bir yer hariç. Orası tam oturma yeri sayılmaz ama yine de oturulabilecek bir yerdi. Orası okuldaki parklardan birinin bahçesinde olan düz taşlık alandı. İlk ders beden eğitimiydi. Beden eğitimi Ece’nin en sevdiği dersti. O yüzden kolunun çabucak iyileşmesi lazımdı. O an Ece ‘’Acaba ben yolda niye koştum ki? Okula da geç kalmıyordum.’’ diye düşündü. Sonra aklına o gün olacak hayat bilgisi sınavı geldi. Ece bu sınav için çok heyecanlıydı. Hatta bütün bir gece bu sınav için çalıştı. Sınavdan kesinlikle yüz almalıydı. Tam bir yere oturacaktı ki okul zili çaldı. Çantasını büyük bir zorlukla taşıyordu. Kolunun ağrısı çantayı daha da ağırlaştırmıştı.

Okula girince montunu çıkarttı ve beden eğitimi kıyafetlerinin olduğu çantayı aldı. O an şunu fark etti. Düştüğünden beri kolunu hep aynı şekilde tutuyordu. Yeniden ‘’Kolumu dinlendireyim acısı birazdan geçer’’ diye düşündü. Bütün sınıf arkadaşları giyinme odasına gidince, öğretmenine yolda düştüğünü, biraz kolunu dinlendirmek istediğini söyledi. Öğretmeni Ece’nin kolunu hep aynı şekilde tuttuğunu ve Ece’nin de acı içinde olduğunu görünce koluna baktı. Bir de ne görsün! Ece’nin kolunun şekli değişmişti. İşte o anda Ece’nin gözleri yaşarmaya başladı. ‘’Daha önce koluma neden bakmadım ki?’’ diye düşündü. Öğretmeni sınıfın yardımcı öğretmenine Ece’nin kolunun kırıldığını ve önce okul hemşiresine götürmesini söyledi. Ece’nin kolu daha önce hiç kırılmamıştı. O yüzden kolunun nasıl düzeleceğini bilmiyordu. Derken Ece telefonunun alarm sesiyle uyandı. Hemen koluna baktı. Kolu gayet normaldi. Hiç ağrısı yoktu. Yatağından yavaşça kalktı ve okula gitmek için hazırlanmaya başladı.

                                                                        Elif Yeşilçam