Masumiyet Filmi Üzerine

1997 yapımı, yönetmenliğini ve senaristliğini Zeki Demirkubuz’un yaptığı bu Dram/Polisiye türünde ki  film Altın Koza’da Zeki Demirkubuz’a ‘en iyi yönetmen ödülünü’ getirdi. Haluk Bilginer, Derya Alabora, Güven Kıraç gibi oyuncuları bir araya getiren bu film maddi imkanların kısıtlı olmasından dolayı yalnızca 19 günde çekilmiştir.

Filmin ilginç olan ilk noktası şu; bu film Zeki Demirkubuz’un ikinci uzun metrajı. Bunda ne gariplik var diyecek olursanız, yönetmenin ilk filmi olan ‘C Blok’ hayli eleştirilen bir filmdi. Şahsen ben bu filmini de çok beğenirim ancak  saf teknik olarak bakacak olursanız hem kurgusu hayli yavaştır hem de film çok dağınıktır. Bu yüzden ilk filminde böyle sorunlar olan bir yönetmenin yavaş yavaş kendi özgün tekniğini bulmasını beklersiniz. Zeki Demirkubuz ise daha ikinci filminde kendi tarzını bulmuş ve bunu da çok güzel uygulamaya başlamış bir yönetmen.

Zeki Demirkubuz bu filmi çektiğinde henüz 33 yaşında. Filmin senaryosunda ve çekimlerde gerçekten ortaya tam bir orijinallik koymuş. Filmde arabesk kültürünü derinlerinizde hissediyorsunuz. Karakterlerin kurduğu cümlelerden, senaristin tercih ettiği kelimelerden, otel odalarının duvarlarında asılı olan arabesk kültürünü temsil eden sanatçılara kadar tam olarak 1997 Türkiye’sinin içerisine düşüyorsunuz. Fakat yönetmen filmi arabesk ile boğmuyor. Hatta zaman zaman yönetmenin arabeske mesafeli yaklaştığını bile hissedebiliyorsunuz. Yani kısacası toplumsal gerçeklik gereği, dönemin şartlarını yansıtmak adına arabesk kültürü filmde yer alsa da, filmi tamamen kapsayan bir unsur değil. Arabesk kültürü senaryoya çok güzel yedirilmiş.

Ortalama bir dram-aşk filminde, türlü türlü olaylar yaşanır fakat ne yaşanırsa yaşansın ortaya iki sonuç çıkar. Kahramanlar ya kavuşur ya da ayrılır. Ancak bu filmde kavuşmak da ayrı düşmek bir arada. Birinden biri tercih edilmemiş, ikisi bir arada tercih edilmiş. Filmin büyüsü de tam olarak bu aykırılığı böylesine homojen, bütünleşik bir yapıda aktarabilmesinde.

Aynı yönetmenin dokuz yıl sonra çektiği, hikayenin geçmişini anlattığı, devam filmi ‘Kader’de Haluk Bilginer’in 8-9 dakikalık tiradında anlattığı hikayeyi geniş geniş izleme fırsatı bulduk. Aynı hikayeyi anlatmasına rağmen yönetmen, farklı duyguları bize hissettirmeyi başardı. Bu film başka yazının konusu olduğu için çok fazla değinmek istemiyorum.

Zeki Demirkubuz da Masumiyet’i kendi başyapıtı olarak görmüş olacak ki; sonrasında çekmiş olduğu bütün filmelerde “bir türlü kapanmayan bozuk kapılar, açık olan tv’de bu filmin seyredilmesi” gibi göndermelerle seyircilerine bu filmi anımsatmıştır.

Dostoyevski’nin suçu anlatırken yakaladığı derinliği Zeki Demirkubuz bu filmde saplantıyı anlatırken yakalamıştır. Hatta o kadar derindir ki filmin size hissettirdikleri aradan uzun zaman geçse dahi bazı sahneler zihninizden silinmiyor.

Bu filmin adı neden ‘Masumiyet’ diye kendi kendinize sormuş olabilirsiniz. Benim buna cevabım: Ahmet Hamdi Tanpınar’ın romanının adı neden Huzur ise, bu filmin adı da aynı sebeple Masumiyet’tir.

Haluk Bilginer’in oyunculuğundan ve 8-9 dakikalık eşsiz tiradından hiç bahsetmiyorum. Çünkü ne kadar översek övelim hiçbir kelime burada ki oyunculuğu ve tirat metninin sağlamlığını anlatmaya yetmeyecektir.